Türk masallarında şehzade, varlıklı ve yakışıklı bir delikanlıdır. Tüm istekleri hemen yerine getirilir. Halkın gözünde hiç sorunu yoktur.
Oysa masalın bu en şanslı görünen karakterinin de en ağır yükü vardır. İleride koca bir toplumu yönetecektir. Henüz gençtir; yeterli birikimi, deneyimi yoktur. Bu nedenle gelecekle ilgili korkularının olmaması mümkün değildir.
Ben çalışmamda şehzadeyi bu yüzden düşünen adam duruşuyla biçimlendirdim. Zenginliği, yakışıklılığı ona yeterli gücü vermez, sorunların çözümüne yetmez. Bir eli çenesine dayalı, düşünceli, önüne bakan ve yüzünde umutsuz bir ifade taşıyan bir görünüm sergiler.
Üstünde taşıdığı kostüm onun geçmişten gelen soylu yaşamının simgesidir. Fakat bu soyluluk ona hiçbir zaman güç vermez. O içinde yaşadığı acılarla dolu yaşamın prensidir. Gerçek yaşamdaki acılar onun yakışıklılığını ve delikanlılığını silip süpürmüştür. Figürün büzülmüş duruşu ve yüz ifadesi, çevresindeki sorunların onu ne kadar bunalttığının ifadesidir.
Anadolu’nun sözlü kültüründe kuşaktan kuşağa aktarılan masallar; yalnızca düşsel hikâyeler değil, toplumun korkularını, umutlarını, dönüşümlerini ve ortak belleğini taşıyan anlatılardır.
“Masalın Hafızası”; Şahmaran, Zümrüdüanka, Keloğlan, dev, dev anası, padişah ve prens gibi karakterleri çağdaş seramik heykel diliyle yeniden yorumlar.
Elle biçimlendirilen her figür, geleneksel anlatıdaki görünümünün ötesine geçerek kendi simgesel anlamını ve hikâyesini taşıyan özgün bir sanat eserine dönüşür.