Eski topluluklar, korktukları, karşısında çaresiz kaldıkları ve tanımlayamadıkları tabiat olaylarını tanrısallaştırmışlardır. Bu olaylar zamanla mitlerde ve masallarda ete kemiğe bürünerek dev karakterine dönüşmüştür. İnsanoğlu aşamadığı güçlükleri büyüterek, baş edilmesi güç olağanüstü bir varlığa dönüştürmüştür.
Masallarda dev, ürkütücü boyutlarda geniş kollara, bacaklara ve gövdeye sahip, iri yapılı bir varlıktır. İnsanlara kötülük eder, önüne engeller koyar. Aslında bu geniş yapısının içinde çabuk kandırılabilen küçük bir zekası vardır. Kahraman bu zayıflığı keşfettiğinde onu zekasıyla yener.
Çağımızda teknoloji sayesinde sorunlar çok kolay çözülür hale gelmiştir. Ancak her şeyi kolay elde edebilme durumu, insanı bencilleştirmiş ve yabancılaştırmıştır. İnsan her şeyi bilinçsizce tüketmekte ve dünyanın sonunu hazırlamaktadır. Birkaç yüzyıl önce dev gibi duran korkular yok olmuş, şimdi her şeyi bir dev gibi yok eden insanın kendisidir.
Benim biçimlendirdiğim dev karakteri, bu eski korkuların ve kaygıların temsilidir. Artık eski gücünü kaybetmiştir. Sopa yere düşmüş, beden zayıflamış, yüzde hüzünlü bir ifade belirmiştir. Yaşlanmış ve güçsüz bir dev olarak, çağımızın asıl devinin kim olduğunu sorgulatır.
Anadolu’nun sözlü kültüründe kuşaktan kuşağa aktarılan masallar; yalnızca düşsel hikâyeler değil, toplumun korkularını, umutlarını, dönüşümlerini ve ortak belleğini taşıyan anlatılardır.
“Masalın Hafızası”; Şahmaran, Zümrüdüanka, Keloğlan, dev, dev anası, padişah ve prens gibi karakterleri çağdaş seramik heykel diliyle yeniden yorumlar.
Elle biçimlendirilen her figür, geleneksel anlatıdaki görünümünün ötesine geçerek kendi simgesel anlamını ve hikâyesini taşıyan özgün bir sanat eserine dönüşür.