Türk kültürü içerisinde dini temele dayalı bir özellik taşıyan Derviş tipi, Türk masal anlatıları içerisinde kahramanların en önemli yardımcısı olan manevi kişilerdir. Bu kişiler zor durumda kalan ve yardıma ihtiyacı olan masal kahramanlarının karşısına çıkarak ona yardımcı olurlar ve dileklerini gerçekleştirirler.
Masallarda en sık görülen motif, çocuğu olmayan kahramanın dileğinin yerine getirilmesidir. Derviş, kahramana bir elma vererek onun çocuk sahibi olmasını sağlar. Elma, hem bereketin hem de neslin devamının simgesidir.
Benim şekillendirdiğim derviş karakterinde de bu özellik öne çıkarılır. Derviş, avuçlarında iki kırmızı elmayı uzatır biçimde tasvir edilmiştir. Oldukça yalın ve sade bir duruşu vardır. Çıplak ayaklıdır, dünya nimetlerinden uzaktır. Beyaz opak sırlı pişirimin verdiği açık, saf yüzey onun arınmışlığını vurgular.
Elbisesinin önündeki pencere şeklindeki niş içinden görünen bebek kabartması ise heykelin en güçlü sembolüdür. Bu, dervişin kendisinin değil, kahramanın düşlediği çocuk hayalinin ta kendisidir. Derviş, bir aracıdır; mucizeyi verir ama mucizenin sahibi değildir.
Anadolu’nun sözlü kültüründe kuşaktan kuşağa aktarılan masallar; yalnızca düşsel hikâyeler değil, toplumun korkularını, umutlarını, dönüşümlerini ve ortak belleğini taşıyan anlatılardır.
“Masalın Hafızası”; Şahmaran, Zümrüdüanka, Keloğlan, dev, dev anası, padişah ve prens gibi karakterleri çağdaş seramik heykel diliyle yeniden yorumlar.
Elle biçimlendirilen her figür, geleneksel anlatıdaki görünümünün ötesine geçerek kendi simgesel anlamını ve hikâyesini taşıyan özgün bir sanat eserine dönüşür.