Anka’nın yeniden doğuş döngüsünü sürdüren bu çalışma, yükselen gövdesi ve dışa doğru açılan katmanlı kanatlarıyla yaşamın yeniden hareket kazanmasını çağrıştırır. Toprak, kehribar ve yanık kahve tonlarının yüzeyde birbirine karışması, ateşten geçen varlığın yeniden doğayla bütünleşmesini simgeler. Gövdeden farklı yönlere uzanan kıvrımlı formlar, dönüşümün ardından açılmayı, güçlenmeyi ve yeni bir yaşama yönelmeyi ifade eder. Anka III, yeniden doğan varlığın dünyaya dönüşünü ve yaşamın sürekliliğini temsil eder.
Anka Serisi, mitolojik Anka kuşunun yeniden doğuş anlatısından hareketle, dönüşüm ve belleğin izlerini seramik form üzerinden araştırır. Seride Anka, geleneksel betimlemelerinden uzaklaşarak yalınlaşır; gövde, kanat, boyun ve kuyruk kimi zaman tek bir akışkan forma dönüşür, kimi zaman parçalanarak ve çoğalarak mekâna açılır.
Her heykel, aynı varlığın farklı bir hâli gibidir. Ateşin kırmızıları, karanlık metalik yüzeyler ve toprağı çağrıştıran kahverengiler; yok oluş ile yeniden varoluş arasındaki farklı eşikleri temsil eder. Seramik yüzeyde kalan çatlaklar, renk geçişleri ve pişirim izleri gizlenmez; aksine dönüşümün belleği olarak formun bir parçasına dönüşür.
Bu nedenle seride yeniden doğuş, geçmişin tamamen silinmesi anlamına gelmez. Anka her dönüşümünde önceki varoluşundan izler taşır. Kırılır, değişir, yeniden biçimlenir ve yükselir.
Anka Serisi, yeniden başlamaktan çok, geçmişin izlerini taşıyarak başka bir varoluşa dönüşmenin hikâyesidir.